Anayasa Mahkemesi (“Mahkeme”), 3303 sayılı Taşkömürü Havzasındaki Taşınmaz Malların İktisabına Dair Kanun’un (“Kanun”) 3. maddesinin 1. fıkrasının “maden işletmeciliği sebebiyle meydana gelen zararlardan dolayı bir hak ve tazminat talep edemezler.” bölümünü Anayasa’nın 35. ve 40. maddelerine aykırı bularak iptal etti.
Kanun’un “Tazminat hakkı” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrası taşkömürü havzalarında taşınmazı bulunan kişilerin
madenler üzerinde herhangi bir hak iddia edemeyeceklerini ve maden işletmeciliği sebebiyle meydana gelen zararlardan dolayı bir hak ve tazminat talep edemeyeceklerini hüküm altına almıştı. Zonguldak 2. Asliye Hukuk
Mahkemesi 3. maddenin tamamının iptali için Mahkeme’ye somut norm denetimi itirazı başvurusunda bulunmuş fakat
Mahkeme verdiği kararda yalnızca yukarıda belirtilen ikinci düzenlemenin Anayasa’ya uygunluğunu denetlemiştir.
Mahkeme, öncelikle Kanun’un getirdiği hukuki rejimi işbu Kanun öncesi hukuki durumu da dikkate almak suretiyle
incelemiştir. Kanun’a kadar taşkömürü havzalarının kamusal niteliği haiz olması dolayısıyla bu havzalardaki taşınmazlar
üzerinde kazandırıcı zamanaşımı yoluyla malik sıfatını kazanmanın yasak olduğuna değinen Mahkeme, işbu hukuki duruma rağmen taşkömürü havzaları üzerinde yerleşimin engellenmediğini ve bu yerleşimlerin genişlemesiyle birlikte ortaya çıkan sorunları çözmek amacıyla 1986 yılında Kanun’un kabul edildiğini, işbu Kanun ile havza içindeki taşınmazların zilyetlerine tapuda tescil imkanı tanınarak mülkiyet hakkı tanındığı, öte yandan maliklerin madenler üzerinde herhangi bir hak ve maden işletmeciliği sebebiyle meydana gelen zararlardan dolayı bir hak ve tazminat talep
etmelerinin engellendiğini belirtmiştir.
Kanun’un 3. maddesinin gerekçesinde işbu yasaklamanın gerekçesi olarak Devlet’in madenler üzerindeki mutlak hüküm ve tasarrufunu ihdas eden Anayasa’nın 168. maddesine atıf yapılmaktadır. Buna göre, Anayasa’nın açık hükmüne rağmen Devlet’in taşkömürü havzaları üzerinde mülkiyet hakkı iktisap edinilmesini mümkün kılması ile gösterdiği fedakarlığın karşılığı olarak bireylerin de maden işletmeciliği sebebiyle meydana gelen zararlardan dolayı bir hak ve tazminat talep etmelerinin hakkaniyete uygun olmayacağı ifade edilmiştir.
Mahkeme esasa ilişkin verdiği kararda aynı konuda daha önce verdiği Sabri Uhrağ ve Hulusi Yılmaz bireysel başvuru kararlarına dayanmıştır. Mahkeme, bu kararlarda madencilik faaliyeti dolayısıyla malik olunan taşınmaz üzerinde meydana gelen zarar dolayısıyla açılan davanın Kanun’un 3. maddesinin mevcut somut norm itirazında iptali istenen hükmü gereği reddedilmesini mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirmişti. Aynı yaklaşımı mevcut somut norm denetiminde de devam ettiren Mahkeme, kişi hak ve özgürlüklerinin korunması bağlamında Devlet’in pozitif yükümlülüklerini vurgulamış ve Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkınıda göz önünde tutarak mülkiyet hakkına müdahale edilen kişilerin eski haline getirme, mümkün değilse zarar ve kayıplarının telafisini talep edebilmesini sağlayacak idari ve yargısal mekanizmaların kurulmasının Devlet’in pozitif yükümlülükleri arasında bulunduğunu ifade etmiştir.
Anayasa’nın “Tabiî servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesi” başlıklı 168. maddesini de inceleyen Mahkeme,
madenler de dahil tabii servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesi konusunda yetkili olan Devlet’in temel hak
ve özgürlükleri anayasal ilkeler çerçevesinde kısıtlamalar getirmesinin meşru görülmesi gerektiğini tespit etmiş
fakat, madencilik faaliyetleri sırasında mülkleri zarar gören kişilerin uğradığı zarar ve kayıplarının telafi edilmesini ölçülülük ilkesinin gereği olarak görmüştür.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrasının “maden işletmeciliği sebebiyle meydana gelen zararlardan dolayı bir hak ve tazminat talep edemezler.” bölümü Mahkemesi tarafından iptal edilmiş olup işbu iptal kararı Resmi Gazete’de yayımlandığı 15.09.2023 tarihinden itibaren etki doğuracaktır. Bu sebeple, madencilik faaliyetleri dolayısıyla taşkömürü havzası üzerindeki taşınmazı zarar gören ve eski haline getirme yahut zarar ve kaybının telafi
edilmesi amacıyla dava açacak olan veya halen derdest davası olan kişilerin taleplerinin önünde Kanun bağlamında
herhangi bir hukuki engel kalmamıştır.