TÜRKIYE’NİN YARGI REFORMU: YARGI PAKETİNİN  TCK VE CMK’DA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLERE İLİŞKİN  10, 11, 16 VE 17. MADDELERİNİN İNCELENMESİ

TÜRKIYE’NİN YARGI REFORMU: YARGI PAKETİNİN  TCK VE CMK’DA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLERE İLİŞKİN  10, 11, 16 VE 17. MADDELERİNİN İNCELENMESİ

Türkiye’nin yargı sistemini daha etkin ve adil hale  getirmeyi amaçlayan yeni yargı paketi, Türk Ceza  Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nda önemli  değişiklikler içeriyor. Anayasa Mahkemesi’nin  iptal kararları ışığında yapılan bu düzenlemeler,  özellikle örgüt adına suç işleme, kaçak sanıkların  yargılanması ve basit yargılama usulüne ilişkin itiraz mekanizmaları gibi alanlarda yargı  pratiğindeki belirsizlikleri gidermeyi ve adil  yargılanma hakkını güçlendirmeyi hedefliyor. Bu  değişiklikler, yargı sisteminin daha şeffaf ve hesap  verebilir olmasına katkıda bulunacak, aynı  zamanda suç ve ceza hukukunun temel  prensipleriyle uyumlu bir şekilde bireysel  sorumluluğu netleştirecektir. 

Madde 10 ve 11, Türk Ceza Kanunu’nda örgüt  adına suç işleme fiilini müstakil bir suç olarak  tanımlayan düzenlemeler getirirken, Madde 16 ve  17, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda kaçak  sanıkların yargılanması ve basit yargılama usulüne  itiraz mekanizmaları üzerinde durmaktadır.  Özellikle, Anayasa Mahkemesi’nin iptal  kararlarından sonra yapılan bu değişiklikler, yargı  sürecinde daha adil ve etkin bir yaklaşımın  benimsenmesini sağlamak amacı taşımaktadır. Bu  bilgi notunda, ilgili maddelerdeki değişiklikler ve  bu değişikliklerin gerekçeleri incelenmiştir. 

Madde 10 ile 5237 sayılı Kanunun 220.  maddesinin altıncı fıkrasında düzenleme  yapılmaktadır. 

Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinde yapılan  değişiklik, Anayasa Mahkemesi’nin kararları  ışığında örgüt adına suç işleme fiilini müstakil bir  suç olarak tanımlayan önemli bir düzenlemedir. Bu  değişikliğin temel gerekçesi, Anayasa  Mahkemesinin 26/10/2023 tarihli ve E: 2023/132;  K: 2023/183 sayılı kararıyla, maddenin altıncı  fıkrasının iptal edilmesi ve iptal kararının Resmî  Gazete’de yayımlanmasından dört ay sonra  yürürlüğe girmesi yönündeki kararıdır. İptal edilen  fıkrada örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına  suç işleyenlerin cezalandırılması düzenlenmiş,  ancak Anayasa Mahkemesi tarafından bu  düzenlemenin iptali kararlaştırılmıştır. 

Yeni düzenleme ile önceki hali arasındaki temel  fark, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç  işleyen kişilerin daha spesifik bir şekilde  cezalandırılmasıdır. Yeni düzenleme, bu kişilerin 2  yıl 6 aydan 6 yıla kadar hapis cezası ile  cezalandırılmasını öngörürken, işlenen suçun  niteliğine göre cezanın yarısına kadar  indirilebileceğini belirtiyor. Önemli bir nokta, bu  düzenlemenin sadece silahlı örgütler hakkında  uygulanacak olmasıdır. Ayrıca, örgüt adına suç  işleyen kişinin hem işlediği suçtan hem de örgüt  adına suç işleme suçundan ayrı ayrı  cezalandırılacağı açıklanmıştır. 

Bu değişiklik, örgütle ilişkili suçlara karşı daha  etkin bir mücadele anlayışının bir parçası olarak  görülebilir. Özellikle, Anayasa Mahkemesi’nin  iptal kararındaki gerekçeleri dikkate alarak yapılan  bu düzenleme, örgütlü suçlarla mücadelede hukuki bir netlik ve adil bir yargılama süreci sağlama  amacını taşımaktadır.  

Yeni düzenleme, aynı zamanda, suç ve ceza  hukukunun temel prensiplerinden biri olan  “cezanın şahsiliği” ilkesiyle de uyumlu bir şekilde,  örgütsel suçlarda bireysel sorumluluğu daha net bir  şekilde tanımlamayı ve adaletin sağlanmasını  hedeflemektedir. Bu bağlamda, örgüt adına suç  işlemenin müstakil bir suç olarak tanımlanması,  suç işleme niyeti ve örgütle ilişkinin derecesine  göre cezalandırmada daha adil ve ölçülü bir  yaklaşım sunmayı amaçlamaktadır. 

Madde 11 ile 5237 sayılı Kanunun 314.  maddesine yeni bir fıkra eklenmektedir. Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinde yapılan  değişiklik, Anayasa Mahkemesi’nin iptal  kararlarına uyum sağlamak amacıyla, örgüte üye  olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme fiilini  müstakil bir suç olarak tanımlayan önemli bir  düzenlemedir. Bu değişikliğin temel gerekçesi,  Anayasa Mahkemesinin iptal kararları ve yargı  pratiğinde meydana gelebilecek tereddütlerin  önlenmesi amacıyla yapılmıştır. Özellikle, bu  değişiklik silahlı örgütlerle ilgili cezai yaptırımları  daha detaylı bir şekilde ele alarak, örgüt adına suç  işleyen kişilerin durumunu netleştirmeyi  amaçlamaktadır. 

Yeni düzenleme ile önceki hali arasındaki temel  fark, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç  işleyen kişilere özel bir hüküm eklenmesidir. Yeni  hüküm, bu kişilerin 5 yıldan 10 yıla kadar hapis  cezası ile cezalandırılmasını öngörürken, işlenen  suçun niteliğine göre cezanın yarısına kadar  indirilebileceğini belirtir. Bu düzenlemeyle, örgüt  adına suç işleyen kişilerin hem işledikleri suçtan  hem de örgüt adına suç işleme suçundan ayrı ayrı  cezalandırılacağı açıklanmıştır. 

Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarına uyum  sağlamak ve yargı pratiğindeki belirsizlikleri gidermek amacıyla yapılan bu düzenleme, örgütlü  suçlarla mücadelede hukuki bir netlik ve adil bir  yargılama süreci sağlama amacını taşımaktadır. 

Madde 16 ile 5271 sayılı Kanunun 247.  maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından  iptal edilen 3. fıkrası düzenlenmektedir Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 247. maddesinde  yapılan son değişiklik, Anayasa Mahkemesi’nin  iptal kararlarına uyum sağlamak amacıyla kaçak  sanıkların yargılanması sürecine ilişkin önemli  düzenlemeler getiriyor. Bu değişikliğin temel  gerekçesi, Anayasa Mahkemesinin 22/3/2023  tarihli ve E: 2022/145; K: 2023/59 sayılı kararı ile  iptal edilen eski düzenlemelerin yerine, yargı  pratiğinde meydana gelebilecek tereddütleri  gidermek ve adil yargılanma hakkını daha etkin bir  şekilde korumak için yeni hükümler eklemektir. 

Yeni düzenleme ile önceki hali arasındaki temel  fark, kaçak sanıklar hakkında kovuşturma  yapılabilmesine olanak tanınması, ancak sorgusu  yapılmamış sanıklar hakkında hem mahkûmiyet  kararı verilememesi hem de ceza verilmesine yer  olmadığına dair kararların verilememesi olarak öne  çıkıyor. Bu değişiklik sorgusu yapılmadan  herhangi bir yargı kararının verilmesinin  önlenmesi anlamına gelmekte olup adil yargılanma  ilkesi ile uyumludur. 

Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararına dayanarak  yapılan bu değişiklik, özellikle sorgusu yapılmayan  kaçak sanıklar üzerindeki yargılamaların adil bir  şekilde yürütülmesini sağlamak amacını taşır.  Anayasa Mahkemesi, iptal gerekçesinde, sanığın  sorgusu yapılmaksızın davanın bitirilmesine  olanak tanınmasının, adil yargılanma hakkına  ölçüsüz bir sınırlama getirdiğini belirtmiştir. 

Bu düzenleme, suç ve ceza hukukunun temel  prensiplerinden biri olan “cezanın şahsiliği”  ilkesiyle de uyumlu bir şekilde, kaçak sanıkların  bireysel sorumluluğunu daha net bir şekilde  tanımlamayı ve adil yargılama sürecini  güçlendirmeyi hedefler. Bu bağlamda, kaçak  sanıkların sorgusu yapılmadan mahkûmiyet veya  ceza verilmesine yer olmadığı kararlarının  verilememesi, yargılama sürecinde adaletin  sağlanması ve sanıkların haklarının korunması  açısından önemli bir adımdır. 

Madde 17 ile 5271 sayılı Kanunun 252.  maddesinde değişiklik yapılmakta ve maddeye  yeni bir fıkra eklenmektedir  

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 252. maddesinde  yapılan son değişiklik, basit yargılama usulüne  ilişkin itiraz mekanizmasını yeniden düzenlemek  amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu düzenleme,  Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarına uyum  sağlamak ve yargılama sürecindeki belirsizlikleri  gidermek için önemli yenilikler getiriyor.  Özellikle, basit yargılama usulünde verilen  kararlara yapılan itirazların nasıl ele alınacağı ve  genel yargılama usulüne nasıl dönüleceği  konularında açıklık sağlamaktadır. 

Yeni düzenleme ile önceki hali arasındaki temel  fark, itiraz üzerine hükmü veren mahkemenin  dosyayı, birden fazla asliye ceza mahkemesi  bulunan yerlerde tevzi kriterlerine göre belirlenen  başka bir asliye ceza mahkemesine göndermesi ve  bu mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere  göre yargılamaya devam edilmesidir. Tek asliye  ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde ise, yetkili  başka bir hâkim tarafından veya adli yargı ilk  derece mahkemesi adalet komisyonu başkanınca  görevlendirilen hâkim tarafından yargılamanın  sürdürülmesi öngörülmektedir. Böylelikle, basit  yargılama usulünden genel yargılama usulüne  geçişte daha adil ve tarafsız bir süreç sağlanması  hedeflenmektedir. 

Bu değişikliğin temel gerekçesi, Anayasa  Mahkemesinin basit yargılama usulüne itiraz  üzerine genel usule dönüş mekanizmasını ve  indirim oranının korunmamasını eleştiren iptal  kararlarıdır. Mahkeme, itiraz üzerine genel usule  geçişin ve indirim oranının korunmamasının hukuk  devleti ilkesine ve tarafsız mahkemede yargılanma  hakkına aykırı olduğunu belirtmiştir. Yeni düzenlemeyle, basit yargılama usulüne itiraz  edildiğinde, mahkeme itirazdan önce verilen  kararla bağlı olmaksızın yeni bir karar verebilecek.  Ancak, itiraz mağdur, müşteki veya Cumhuriyet  savcısı tarafından yapıldığında, basit yargılama  usulü uygulanarak yapılan dörtte bir oranındaki  indirim korunacak. Bu, özellikle beraat gibi  suçluluk tespiti yapılmayan kararlar bakımından,  sanığın daha adil bir yargılama sürecine tabi  tutulmasını sağlamayı amaçlamaktadır. 

Maddeye eklenen yedinci fıkra ile, itirazın  yargılama giderleri, vekâlet ücreti veya maddi  hatalara ilişkin olması durumunda, 268. maddenin  ikinci fıkrasının uygulanacağı ve mahkemenin,  itirazı yerinde görürse kararını düzelteceği, yerinde  görmezse dosyayı itirazı incelemeye yetkili mercie  göndereceği belirtilmiştir. 

Bu düzenleme, 1/6/2024 tarihinde yürürlüğe  girecek olup, basit yargılama usulüne itiraz  mekanizmasının daha adil, etkin ve hukuk devleti  ilkesine uygun bir şekilde işlemesini sağlamayı  amaçlamaktadır. Anayasa Mahkemesinin iptal  kararlarından yola çıkılarak hazırlanan bu  yenilikler, yargılama sürecinin daha şeffaf ve adil  bir şekilde ilerlemesine katkı sağlayacaktır. 

Sonuç 

Sonuç olarak, bu yargı paketi ile yapılan  değişiklikler, Türkiye’nin yargı sistemini daha  adaletli ve etkin hale getirme yolunda önemli bir  adım olarak değerlendirilebilir. Yargı pratiğindeki  belirsizliklerin giderilmesi, adil yargılanma  hakkının güçlendirilmesi ve hukuki netliğin  sağlanması, bu değişikliklerin ana hedefidir. Yargı  sürecinin daha şeffaf ve hesap verebilir olması,  toplumun adalet sistemine olan güvenini artıracak  ve hukukun üstünlüğü ilkesinin daha etkin bir  şekilde uygulanmasına katkıda bulunacaktır.