KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR  KARARLARIN DİSİPLİN SORUŞTURMALARINA  ETKİSİ

KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR  KARARLARIN DİSİPLİN SORUŞTURMALARINA  ETKİSİ

1. GİRİŞ 

Hukukumuzda aynı anda hem idari denetim yoluna hem de yargısal denetim yoluna  başvurulabileceği kabul edilmiştir. Aynı anda hem idari hem de yargısal denetime konu olan fiiller farklı yargılamalara tabi olduğundan, benzer somut olaylar  bakımından içtihatlar arasında farklı kararların bulunması durumunda birtakım  uyuşmazlıklar meydana gelebilmektedir. Bu makalede, bu minval üzere fiillere  yönelik, ceza soruşturması sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına dair verilen  kararların (takipsizlik kararları) idari yargılama içerisindeki disiplin  soruşturmalarına etkisi incelenecektir. 

2. İLGİLİ MEVZUAT 

A) 657 SAYILI DEVLET MEMURLARI KANUNU 

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 131. maddesi, bir devlet memurunun aynı  fiilden dolayı hem ceza mahkemesinde yargılanması hem de disiplin cezasıyla karşı  karşıya kalması durumunda nasıl bir sürecin işleyeceğini düzenlemektedir. İlgili  maddeye göre, memur hakkında aynı fiilden dolayı ceza mahkemesinde  kovuşturmaya başlanmış olması, disiplin kovuşturmasını geciktiremez ve memurun  ceza kanununa göre mahkum olması veya olmaması halleri, ayrıca disiplin cezasının  uygulanmasına engel olamaz. Bu düzenleme, devlet memurlarının hem ceza hukuku  hem de disiplin hukuku açısından ayrı ayrı değerlendirilmeleri ve her iki sürecin de  bağımsız olarak yürütülmesi gerektiğine yönelik bir bakış açısı ortaya koymaktadır.  

B) AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ VE ANAYASA  ÇERÇEVESİNDE ‘‘MASUMİYET KARİNESİ’’ 

Masumiyet karinesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 6 ve Türkiye  Cumhuriyeti Anayasası madde 38’de yer alan, bir kişinin suçlu olduğuna dair bir  yargı kararı çıkmadan önce o kişinin masum olduğunun kabulünü öngören temel bir  ilkedir. Mevzubahis konuyla da oldukça yakından ilgili olan bu ilke, ceza hukukunu 

ve disiplin hukukunu ilgilendiren birçok uyuşmazlığın çözümünde, ilgili yargı  mercileri tarafından dikkate alınmaktadır.  

Örnek vermek gerekirse; Samsun BİM 4. İDD, E. 2020/480 K. 2020/902 sayılı  kararında Bölge İdare Mahkemesi, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen  hakaret suçuna ilişkin disiplin cezasının iptalinin incelendiği istinaf başvurusunun  hukuki gerekçesinde ‘‘masumiyet karinesi’’ne dayanmaktadır. Dolayısıyla, bu  minvalde uyuşmazlıkların ilgili mercilerce çözümünde 657 sayılı Devlet Memurları  

Kanunu’nun 131. maddesinden ziyade ‘‘masumiyet karinesi’’ evrensel hukuk  ilkelerince öngörülen bir dayanak niteliğindedir. 

3. CEZA YARGILAMASINDA TAKİPSİZLİK KARARI (KYOK) VE DİSİPLİN  SORUŞTURMASI 

Ceza muhakemesi hukukunda, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (takipsizlik kararı), soruşturma evresinin sonunda kamu davasının açılması için yeterli şüphe  oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması  hallerinde soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısı tarafından verilmektedir. Hukukumuzda, Cumhuriyet Savcısının yürüttüğü soruşturma neticesinde takipsizlik  kararı vermesi durumunda disiplin soruşturmasının yapılıp yapılmayacağı ve  akabinde disiplin cezası verilip verilmeyeceğine ilişkin herhangi bir hüküm  bulunmamaktadır. Dolayısıyla bir fiile yönelik hem ceza soruşturması hem de  disiplin soruşturması söz konusu olduğunda ceza soruşturması sonucunda  verilebilecek bir takipsizlik kararının, disiplin soruşturmasını nasıl etkileyeceği  hususu, somut olayın özellikleri, belli başlı bazı karine ve hükümler gibi faktörlere  bağlı olarak her içtihat bakımından farklılık gösterebilmektedir. 

Anayasa’da ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde yer edinen masumiyet karinesi,  ilgili bu uyuşmazlıklar açısından önem arz etmektedir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi  Kanunu m.172, f.2’ye göre, takipsizlik kararı (KYOK) verildikten sonra kamu  davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu  hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu  davası açılamaz. Dolayısıyla takipsizlik kararlarını, yukarıda açıklanan masumiyet  karinesi gereğince failin söz konusu fiili işlemediğine işaret eden kararlar olarak  görmek gerekmektedir. Aksi takdirde, bir kişinin savcılık tarafından soruşturulmuş  olması nedeniyle disiplinsizlik suçu işlediği kabul edilirse, bu durumun hukuk  devleti prensipleriyle uyumlu olmayacağını söylemek mümkündür. Bununla birlikte,  yukarıda ayrıca belirtilen 657 sayılı Kanun’un 131. maddesinde yer alan ‘‘Aynı  olaydan dolayı memur hakkında ceza mahkemesinde kovuşturmaya başlanmış  olması, disiplin kovuşturmasını geciktiremez. Memurun ceza kanununa göre  mahkum olması veya olmaması halleri, ayrıca disiplin cezasının uygulanmasına  engel olamaz.” hükmü ise iki yargılamanın birbirinden bağımsız olmalarına işaret  etmektedir. Her ne kadar birbirileri ile sıkı bir ilişki içerisinde de olsalar, ceza hukuku  ve disiplin hukukunun birbirinden farklı ve bağımsız alanlar olması nedeniyle idare; takipsizlik kararı verilen aynı eylemin disiplin ihlali olup olmadığı, eğer öyleyse,  eylemin unsurları ve failleri hakkında ayrıca disiplin soruşturması yapmak ve  ilgililere disiplin cezası vermek hususlarında, 7068 Sayılı Kanun’un 5. maddesi  gereğince yetkili ve sorumludur. Ancak belirtmek gerekir ki, bu yetki ve  sorumluluğun kullanımında, eğer cumhuriyet savcısı tarafından soruşturma  yürütülmüş ve fail hakkındaki suç şüphesi ortadan kalkmışsa, savcının disiplin soruşturmacısına nazaran daha geniş yetkilere sahip olduğu göz önünde  bulundurularak, aynı eylem sebebiyle disiplin soruşturması yürütülmesi imkânını  dar bir şekilde yorumlamak gerekmektedir. 

4. KONUYA İLİŞKİN İÇTİHATLAR 

Yukarıda incelediğimiz iki husus, disiplin ve ceza soruşturmalarına ilişkin birçok  uyuşmazlığın çözümünde adil bir disiplin soruşturması yapılabilmesi adına karar  mercileri tarafından göz önünde bulundurulmaktadır.  

A) Danıştay 5. Dairesinin 2.10.2018 tarihli ve 2016/16425 E., 2018/15974 K.  sayılı kararı, takipsizlik kararına rağmen disiplin cezası verilmesinin hukuka  aykırı bulunduğu kararlara örnektir. Anılan kararda, bir memur hakkında  dolandırıcılık suçu nedeniyle C. Savcılığı tarafından takipsizlik kararı  verilmesine rağmen idarenin hiçbir yargı kararına dayanılmaksızın eylemi  dolandırıcılık olarak nitelendirmesi ve bu sebeple memura meslekten  çıkarılma cezası vermesinin ardından Danıştay, idarenin bu ağır hizmet  kusurunu gerekçe göstererek verilen cezanın iptal edilmesi gerektiğini  vurgulamış ve İdare Mahkemesi’nin kararını bozarak memura tazminat  ödenmesine hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca, “dolandırıcılık” fiiline yönelik  takipsizlik kararına rağmen meslekten çıkarılma cezasının verilmesinin,  dolandırıcılık suçunu işlediği algısının oluşması yoluyla davacının kişilik  haklarının zedelendiğine ve idarenin ağır hizmet kusuru bulunduğuna  hükmetmiştir. 

B) Samsun Bölge İdare Mahkemesi, 4. İDD, E. 2020/480 K. 2020/902 sayılı  kararında, ‘‘hakaret’’ fiiline ilişkin takipsizlik kararına rağmen “1/30  oranında aylıktan kesme” cezasına hükmedilmesine ilişkin işlemin iptali  istemi söz konusudur. Anılan kararda ilgili işlemin iptaline yönelik istinaf  başvurusu, ‘‘masumiyet karinesi’’ ve benzeri hukuki gerekçelerle kabul  edilmiştir. Anılan kararda yer alan ‘‘Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne  (AİHM) göre Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında güvence  altına alınan masumiyet karinesinin iki boyutu bulunmaktadır. Buna göre ilk  boyut, bir suç isnadında bulunulmasından ceza yargılamasının  sonuçlanmasına kadar geçen süreci güvence altına almaktadır. İkinci unsur  ise mahkûmiyet hükmüyle sonuçlanmayan ceza yargılamalarıyla bağlantılı  müteakip yargılamalar bağlamında kişinin masumiyetine saygı  gösterilmesini sağlamayı amaçlamaktadır. Ceza yargılamasının devam  ettiği sürece ilişkin ilk unsurun kapsamı sadece ceza yargılamalarının  adilliğini temin etmek adına usule ilişkin bir güvence olmakla sınırlı  değildir. Bu ilke daha geniş kapsamlı olup hiçbir devlet temsilcisinin kişinin  suçluluğu bir mahkeme tarafından tespit edilmeden o kişinin suçlu olduğuna  ilişkin bir ifadede bulunmamasını gerektirir. Masumiyet karinesi yalnızca ceza yargılamaları bağlamında değil ceza yargılamaları ile eş zamanlı  olarak yürütülen diğer davalarda ya da disiplin incelemelerinde de ihlal  edilebilecek niteliktedir. Bu bağlamda, masumiyet karinesinin korunmasına  ilişkin ikinci boyut ceza yargılamaları mahkûmiyetten başka bir şekilde  sonlandığı zaman devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda suç ile ilgili  olarak kişinin masumiyetine ilişkin şüphe duyulmamasını gerektirir.’’ açıklamaları, masumiyet karinesi ile ilgili uyuşmazlık arasındaki ilişkiye 

önemli bir açıklık kazandırmaktadır. 

Aynı zamanda işbu kararda yer alan ‘‘Ceza yargılaması sonucunda delil  yetersizliği gerekçesiyle beraat eden başvurucunun kendisine suçlu  muamelesi yapılmadan, disiplin kurallarına aykırı eylemi usule uygun bir  şekilde tespit edildiği takdirde idari yaptırıma tabi tutulması mümkündür.’’ 

ibaresi takipsizlik, beraat kararları gibi sanığın suçluluğunun  ispatlanmadığına ilişkin kararlara rağmen uygulanması söz konusu olan  disiplin kurallarına ilişkin idari yaptırımlara yönelik hukuki bir çerçeve  çizmektedir.  

C) Anayasa Mahkemesi’nin 20.10.2020 tarih ve 31280 sayılı Resmi Gazete’de  yayımlanan 02.07.2020 tarih ve 2016/13566 bireysel başvuru numaralı kararında yer alan “Devlet memurluğundan çıkarma cezasına karşı idare  mahkemesinde açılan davada, disiplin işlemine konu olan eylem için yapılan  ceza yargılamasında beraat kararı verilmesine rağmen disiplin işleminin  hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşılması nedeniyle masumiyet karinesinin  ihlal edildiğine” atfı ile masumiyet karinesinin ilgili uyuşmazlık ile ilişkisine  başka bir açıdan değinilmektedir. 

5. SONUÇ 

Hukukumuzda, Cumhuriyet Savcısının yürüttüğü soruşturma neticesinde takipsizlik  kararı verilmesi durumunda, disiplin soruşturmasının yapılıp yapılmayacağı ve  akabinde disiplin cezası verilip verilmeyeceğine ilişkin herhangi bir hüküm  bulunmaması işbu konu bakımından görüş birliği bulunmadığı anlamına  gelmemektedir. Somut olayların değişken özellikleri gereği içtihatlar farklılaşabilmekte ve ilgili olaylara ilişkin farklı mahiyetlerde birçok emsal karar  bulunmaktadır. Genel kanıyı özetlemek gerekirse; ilgili mevzuat ve masumiyet  karinesinin ışığında idari mahkemelerin, her iki yargılamaya da konu olan fiillerin  sübutuyla ilgili olarak ceza mahkemesinin ulaştığı kanaate saygı göstermesi ve bunu  sorgulayacak ifadeler kullanmaması beklenmektedir. Aynı zamanda, her iki  yargılamanın da birbirinden bağımsız olduğu ve aynı fiile yönelik olarak farklı  sonuçlara varılabileceği; ceza yargılamasında verilebilecek bir takipsizlik kararına  

rağmen eğer somut olayın özellikleri gerektiriyorsa aynı fiile yönelik disiplin  soruşturması ve cezasının söz konusu olması mümkündür.