Uluslararası ticarette hayati bir önem taşıyan deniz yolu ile taşımacılığın önemli bir parçası olan gemilerin inşası tarafların aralarında kurduğu sözleşmesel bir hukuki temele dayanmaktadır. Oldukça ayrıntılı ve kapsamlı bir sözleşme olan Gemi İnşa Sözleşmeleri kendine özgü hukuki sorunları da içinde barındırır.
Genel olarak gemi inşa sözleşmesini, tersaneci ile iş sahibi arasında kurulan, tersanecinin, iş sahibince ödenmesi taahhüt olunan bedel karşılığında, bir gemi inşa ederek, iş sahibine teslim etmeyi taahhüt ettiği bir sözleşme olarak tanımlamak mümkündür. Gemi inşa sözleşmesi, uygulamada iki şekilde ortaya çıkmaktadır. Birinci halde, gemi yaptırmak isteyen, malzemeyi kendisi vermekte ve yalnızca işin görülmesi tersanecinin uhdesine bırakılmaktadır. Bu şekilde kurulan sözleşme uygulamada şartnameli inşa ya da taahhüt suretiyle inşa sözleşmesi olarak tanımlanır. İkinci halde ise, tersaneci kendi emrindeki işçiler ve temin edeceği malzeme ile gemi inşasını taahhüt etmektedir. Bu da götürü inşa sözleşmesi olarak tanımlanmaktadır.
Gemi inşa sözleşmesinin hukuki niteliği konusunda ise, imal edilecek şeyler hakkındaki satım sözleşmesi ve eser sözleşmesi görüşleri öne çıkmakla birlikte Yargıtay1 gemi inşa sözleşmesini eser sözleşmesi olarak nitelendirmektedir.
Gemi İnşa Sözleşmesi’nde inşa edilecek geminin özellikleri iş sahibinin hususi istek ve ihtiyaçlarına göre belirlenmektedir. Bu kapsamda tersanecinin gemiyi ne şekilde inşa edeceği, hangi malzemeyi kullanacağı, alt yüklenici kullanıp kullanamayacağı, inşa sonucu oluşacak geminin hangi hıza, ağırlığa ve sair özelliklere sahip olacağı sözleşmede açıkça düzenlenmektedir.
Gemi inşa sözleşmesinin kurulması ile birlikte tersaneci, sözleşmeye uygun şekilde bir gemi inşa etmeyi ve tamamladığı bu gemiyi, iş sahibine teslim etmeyi üstlenirken iş sahibi ise gemi için
1Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 11.04.2023 T, 2022/1340 E. ve 2023/1397 K. sayılı kararında “Taraflar arasındaki uyuşmazlık asıl sözleşme ve 04/02/2009 tarihli protokol tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 355 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden doğmuştur.” ifadeleri ile gemi inşa sözleşmesinin niteliğini eser sözleşmesi olarak kabul etmiştir.
bir bedel ödemeyi ve gemiyi teslim almayı üstlenmektedir.
Teslim edilen gemi, sözleşmede kararlaştırılan şartları taşımadığı ve özellikleri karşılamadığı takdirde tersanecinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu madde 474 ile 478 arasında düzenlenen ayıba karşı tekeffül sorumluluğu doğar.
Deniz ticareti kıtalararası etkileşimi kurduğundan zaman içerisinde bu alanda genelgeçerlik sağlayacak ve adına “Tip Sözleşmeler” konacak standart kurallar düzenlenmiştir.
Günümüzde pek çok gemi inşa sözleşmesi, genellikle bölgesel nitelikteki tersaneci birliklerinin oluşturduğu tip sözleşmeler esas alınarak hazırlanmaktadır. Gemi inşa sektöründe en çok kullanılan dört çeşit tip sözleşme şu şekildedir; AWES, SAJ, NSF ve NEWBUILDCON tip sözleşmeleridir. Bu tip sözleşmeler taraflar için bir örnek niteliğinde olup dilerlerse değiştirebilecekleri ve özelleştirebilecekleri niteliktedir. Ayrıca bu tip sözleşmelerin tamamında sözleşmeden doğacak uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin olarak tahkim veya yetki şartı düzenlemesi mevcut olup hangi hukukun uygulanacağına da yer verilmektedir. Bu sayede farklı hukuk uygulamalarına tabii taraflar arasında bir yandan sözleşme kurulması kolaylaştırılmış olup diğer bir yandan ise kurulan sözleşmeden doğabilecek potansiyel uyuşmazlıkların çözümünü arama yolu kolaylaştırılmış olmaktadır. Bu vesile ile bir gemi inşa işinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda hangi hukukun uygulanacağı konusunda bir şüphe kalmayacaktır.
5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk Kanunu (“MÖHUK”) madde 24 fıkra 4 “Tarafların hukuk seçimi yapmamış olmaları halinde sözleşmeden doğan ilişkiye, o sözleşmeyle en sıkı ilişkili olan hukuk uygulanır. Bu hukuk, karakteristik edim borçlusunun, sözleşmenin kuruluşu sırasındaki mutad meskeni hukuku, ticari veya mesleki faaliyetler gereği kurulan sözleşmelerde karakteristik edim borçlusunun işyeri, bulunmadığı takdirde yerleşim yeri hukuku, karakteristik edim borçlusunun birden çok işyeri varsa söz konusu sözleşmeyle en sıkı ilişki içinde bulunan işyeri hukuku olarak kabul edilir. Ancak halin bütün şartlarına göre sözleşmeyle daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunması halinde sözleşme, bu hukuka tabi olur.” düzenlemesine haizdir.
Anılan madde ışığında taraflardan birinin Türk olduğu ve yabancılık unsuru içeren bir gemi inşa sözleşmesinde taraflar uygulanacak hukuka karar vermediği takdirde sözleşmeyle en sıkı ilişkili hukuk uygulama alanı bulacaktır. İlgili maddeye göre bu hukuk karakteristik edim borçlusunun sözleşmenin kuruluşu sırasındaki mutad meskeni hukuku, işyeri hukuku, yerleşim yeri hukuku
veya birden çok işyeri varsa söz konusu sözleşmeyle en sıkı ilişki içinde bulunan işyeri olacaktır.
Gemi inşa sözleşmelerinde karakteristik edim borçlusunun gemiyi inşa edecek olan tersaneci olduğu kabul edilmiştir. Nitekim Yargıtay görüşüne göre de taraflardan birinin ediminin sadece bedel ödemek olduğu hallerde diğer tarafın ediminin karakteristik edim olduğu kabul edilmiştir keza bu edim sözleşmenin hukuki özelliğini tanımlayan edimdir.
Bu durumda karakteristik edim borçlusu olan tersaneci yani gemiyi inşa edenin işyerinin bulunduğu yer hukuku uygulama alanı bulacaktır.
Sonuç olarak, gemi inşa sözleşmeleri uluslararası aktörlerin dahil olduğu ve deniz ticaretinde kritik öneme haiz bir sözleşme biçimidir. Standartlaşmayı ve uyuşmazlık çözümünde kolaylığı artırmak için de tip sözleşmeler düzenlenmiştir. Taraflardan birinin Türk olduğu durumlarda ise MÖHUK madde 24/4 ve diğer ilgili hükümler uygulama alanı bulacaktır.