Bu makale Milletlerarası Tahkim Divanı’nın (“MTD”) verdiği bir hakem kararın tenfizinin İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi (“Ticaret Mahkemesi”) tarafından reddedilmesini incelemektedir.
Bu makalenin amacı doğrultusunda, hakem kararının hukuki bulguları spesifik olarak açıklanmamakla birlikte tenfizin reddini ilgilendirdiği ölçüde kararın maddi bağlamından bahsedilecektir.
Kararın Geçmişi
MTD önünde başlatılan tahkim Türkiye’de
faaliyette bulunmak için gerekli ruhsatlara ve
tesislere sahip iki krom madenciliği şirketinin
2012’de devralınmasına ilişkindir.
Aralarındaki hisse devir sözleşmesi uyarınca,
satıcının sağladığı sondaj numunelerini test
etmesi için taraflar üçüncü bir kişinin atanması
hususunda anlaştılar. Alıcı ise daha sonra
cevher sonuçlarını gösteren yeni numune
testlerinin üçüncü tarafın raporundakinden
oldukça düşük olduğunu iddia ederek MTD
önünde 2014’te tahkim başlattı.
Taraflar iddialarını desteklemek amacıyla tanık
beyanlarına başvurdu. Birbirlerini üçüncü
kişinin raporunun elde edilmesinde davalının
eski müdürüne talimat vermek ile suçladılar,
fakat hakem heyeti yöneticinin numuneleri
kurcaladığını itiraf etmesine rağmen bu
iddiaları kabul etmedi.
Davacının bir sondaj uzmanı tanık beyanında
davacının talimatı üzerine sahte bir rapor
vermiş olduğunu itiraf etti. Öte yandan, MTD
bu itirafı da kabul etmedi ve davalı tarafın ilk
sondaj numunelerinin test sonuçlarını
değiştirmiş olduğuna hükmederek davalı
aleyhine karar vermiştir.
Türk Mahkemelerinin Kararları
Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi (“Ceza
Mahkemesi”) davalının şikayeti üzerine özel
belgede sahtecilik suçunu işlediğini ikrar eden
bir tanığı Mayıs 2021’de mahkum etmişti.
Ticaret Mahkemesi ise kararı tenfiz etmenin
Türk kamu düzenini ihlal edebileceğine
hükmederek tenfizi reddetmesini bu
mahkumiyete dayandırmıştır.
Hukuki Sorun
Türkiye Yabancı Hakem Kararlarının
Tanınması ve Tenfizi Hakkında Konvansiyona
(“New York Konvansiyonu”) taraftır.
Konvansiyonun V(2)(b) Maddesi tarafların
yabancı bir hakem kararının tanınmasını ve
tenfizini hakem kararının tanınması ve icrasının
zikri geçen memleketin amme intizamı kaidelerine
aykırı olması durumunda reddedebileceğini
belirtmektedir. Dolayısıyla, Ticaret Mahkemesi
önündeki hukuki sorun Ceza Mahkemesi’nin
bir tanığı mahkum etmesinin bu tanığın
beyanlarını göz ardı eden MTD kararını kamu
düzeni mülahazaları yüzünden tenfiz edilemez
kılıp kılmadığına ilişkindi.
Öte yandan, bu makale MTD’nin Türkiye’deki
ceza yargılaması nedeniyle duruşmaları
bekletmek zorunda olup olmadığını
incelememektedir çünkü cezai kovuşturmanın
MTD’nin nihai kararından önce derdest olup
olmadığı bilinmemektedir.
Türk Kamu Düzeni
Kamu düzeni kavramı bir hukuk düzeninin
temel ilkelerini, kurallarını ve değerlerini ifade
eder. Bütün kanuni kurallar kamu düzeninin
bir parçası olarak görülmez, meğerki kural
ulusal hukuk içerisinde olmazsa olmaz telakki
edilsin.
Mahkemeler genellikle kamu düzeni kavramını
katı bir şekilde yorumlamaya eğilimlidir. Öte
yandan, ülkelerin bu kavramı ele alış biçimleri
temel kuralların, ilkelerin ve değerlerin ulusal
hukuk sistemleri arasındaki çeşitliliği nedeniyle
farklılaşır.
Ceza Davası Hukuk Davasını Bekletir
Karşılaştırmalı Hukuk
Karşılaştırmalı hukukta yabancı hakem
kararlarının tenfizinin tahkimin maddi
meselelerine dair devam eden bir ceza
yargılamasına tabi olup olmadığı sorunu için
farklı yaklaşımlar mevcuttur.
Spesifik amacı gereği bu makale sadece ceza
davasının hukuk davasını bekletmesi ilkesini
tanıyan Fransız, Lüksemburg ve Belçika
hukuklarından bahsetmektedir.
Fransız hukuku ceza davasının hukuk davasını
bekleteceği ilkesini Fransız Ceza Muhakemesi
Kanunu Mad. 4’te düzenlemiştir, buna göre
hukuk mahkemesinin gördüğü bir davanın
maddi vakılarına ilişkin bir ceza davası varsa
hukuk hakimi davayı bekletmelidir.
Fransız Yargıtay’ı bu bağlamda ceza davasının
hukuk davasını bekleteceği ilkesinin
milletlerarası tahkime uygulanamayacağını
fakat ceza davası Fransa’da açılmış ve sonucu
hukuk mahkemesi kararına doğrudan tesiri
olacak ise Fransız Ceza Muhakemesi Kanunu
Mad. 4’teki kuralın yabancı hakem kararlarının
tenfizi veya iptali davalarına bakan hukuk
mahkemelerini bağladığını belirtmiştir.
2019’da Lüksemburg İstinaf Mahkemesi’nin
(8. Daire) tahkim heyetine sunulan belgelerin
sahteliğine ilişkin derdest bir ceza
soruşturmasına rağmen yabancı bir hakem
kararının iptali davasını bekletmeyi reddetmesi
Lüksemburg Yargıtay’ınca bozulmuştur.
2022’de ise Lüksemburg İstinaf Mahkemesi (3.
Daire) farklı bir sonuca ulaşarak davayı
bekletme kararı vermiştir.
Belçika hukuku ceza davası eğer Belçika’da
yürütülmekte ise tahkim heyetlerinin dahi ceza
davasının hukuk davasını bekletmesi ilkesi ile
bağlı olduğu yönünde katı bir yaklaşıma
sahiptir. Kural bu yüzden hakemler ve hukuk
hakimleri için emredicidir.
Türk Hukuku
Türk hukukunda sanığı beraat ettirse dahi ceza
mahkemesi kararları maddi olgulara ilişkin
olarak hukuk hakimlerini bağlar. Bu nedenle,
ceza mahkemesi hukuk mahkemesi önündeki
maddi meselelere dair karar verene kadar
hukuk hakimi duruşmaları bekletmelidir.
Ceza mahkemesi kararlarının hukuk davaları
üzerindeki etkisine ilişkin Türk hukukunda
yalnız bir hüküm vardır. Türk Borçlar Kanunu
Mad. 74 uyarınca, hakim, zarar verenin kusurunun
olup olmadığı ve ayırt etme gücünün bulunup
bulunmadığı hususlarıyla ilgili olarak karar verirken,
ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle
bağlı olmadığı gibi, beraat kararıyla da bağlı değildir.
Aynı şekilde, ceza hakiminin kusurun
değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin
kararı da, hukuk hakimini bağlamaz.
Bu hüküm yalnızca ceza mahkemelerinin hangi
tespitlerinin hukuk hakimlerini bağlamadığını
belirtmektedir (sorumluluk, beraat, kusurun değerlendirilmesi ve zararın belirlenmesi). Bu
sebeple, ceza davasının hukuk davasını
bekletmesi ilkesinin hukuki temeli Türk pozitif
hukuku değildir.
Fakat, bu hükmün mefhum-u muhalifinin ceza
mahkemesinin hangi tespitlerinin hukuk
hakimini bağladığını saptadığı görüşü de
mevcuttur. Farklılaşan görüşlerden bağımsız
olarak, bir sanığı mahkum eden ceza
mahkemesinin ortaya çıkardığı maddi vakıların
hukuk hakimini bağlayacağı tartışmasızdır.
Ayrıca, yalnızca kesinleşmiş ceza mahkemesi
kararlarının bağlayıcı olduğu şüphesizdir.
Akademik tartışmalar bir tarafa, Türk hukuku
ceza muhakemesinin esas amacının kanunlarda
saptanmış kurallara ve ilkelere uygun olarak
maddi gerçeğin ortaya çıkarılması olması
ışığında ceza yargısındaki bütün uyuşmazlıkları
kamu düzeninden olarak görür. Bu yüzden,
ceza mahkemelerinin maddi bulgularının
bağlayıcılığının hukuki temeli kamu düzeni ile
ceza ve hukuk mahkemeleri arasında çelişkili
kararlar verilmesinin önlenmesi ihtiyacı olarak
kabul edilir. Bu ilkenin kanunlarda da bir
dayanağının olup olmadığı cezai ihtilafların
kamu düzeninden kabul edilmesi sebebiyle bu
hukuki sonucu geçersiz kılmamaktadır.
Bu nedenle, Ceza Mahkemesi’nin maddi
bulguları kararla doğrudan ilgili olduğundan
bakılması gereken Ceza Mahkemesi’nin verdiği
mahkumiyetin kesinleşip kesinleşmediğidir.
Eğer hükümlü tanık istinaf başvurusunda
bulunmamış ise Ticaret Mahkemesi kararı
New York Konvansiyonu’nun ihlali olarak
değerlendirilemez zira aksi yönde karar vermek
Ceza Mahkemesi’nin maddi bulgularının
bağlayıcı niteliğini yani Türk kamu düzenini
ihlal ederdi.
Öte yandan, hükmün kesinleşmemiş olması
halinde ise Ticaret Mahkemesi’nin davayı
bekletme kararı vermesi gerekirdi.